Anne ve bebek hem okuduğumuz kitaplarda hem de anlatılan hikayelerde, paylaşımlarda mutluluğun, sonsuz huzurun, uyumun göstergesi olarak resmedilir. İster yeni bebek sahibi olsun isterse bebeğini büyütmüş, tüm annelere sorduğunuzda çocuklarının ne kadar özel olduğunu, onlarla tamamlandıklarını söylerler. Ancak araştırmalar ve yaşamın gerçeği her şeyin bu kadarda güllük gülistanlık olmadığını gösteriyor bizlere… Bebekle değişen yaşamlar, sorumluluklar, gelecek korkusu, belirsizlik, yorgunluk, ilgiye duyulan ihtiyaç yeni anneyi cendere içine alabiliyor. Loğusalık sendromu ya da al basması diye de bilinen ve toplumumuzda hiç de azımsanmayacak ölçüde olan bu psikolojik durum hakkında Uzman Psikolog Sinem Olcay Kademoğlu şu bilgileri veriyor.
Doğumun hemen ardından vücuttaki östrojen hızla düşer. Bu durum ateş basması, depresif semptomlar ve konsantre olmakta zorlanma gibi etkiler yaratır. Doğumun getirdiği yorgunluk, bebekten kaynaklanan uykusuzluk, anne olma sorumluluğunun yarattığı gerginlik, bebeğin sağlığı hakkında duyulan endişeler ya da annelik duygularından emin olamamanın yarattığı sorgulama gibi faktörler de eklenince duygusal zorlanma artar. Bu da yeni annelerin %80’inde Annelik Hüznü olarak görülür.
Birçok kadın doğum yaptıktan sonra duygusal değişimler yaşar. Pek çok yeni annenin doğumdan sonraki iki hafta içinde sık sık ağladığı, duygusal inişler çıkışlar yaşadığı, endişe hissettiği ya da karamsarlığa kapıldığı görülür. Bu duygular doğumdan sonra aniden meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanır.
Doğumun hemen ardından vücuttaki östrojen hızlı şekilde düşer. Bu durum ateş basması, depresif semptomlar ve konsantre olmakta zorlanma gibi etkiler yaratır. Hormonal değişimin yanında; doğumun getirdiği yorgunluk, bebekten kaynaklanan uykusuzluk, anne olma sorumluluğunun yarattığı gerginlik, bebeğin sağlığı hakkında duyulan endişeler ya da annelik duygularından emin olamamanın yarattığı sorgulama gibi faktörler de eklenince duygusal zorlanma artar. Bu nedenle yeni annelerin yüzde 80’i annelik rolünde uyumlanırken annelik hüznü denilen üzüntü durumunu yaşar.
Bebek sahibi olmayı herkes bir kazanım olarak görürken yeni annenin hissettiği kayıp duygusunu açığa vurması zordur. Ama bu duyguları saklaması, yeni annenin psikolojik sağlığı açısından risk faktörü oluşturur. Anne gerçekten bebekten sonra bazı kayıplar yaşar; önceden sahip olduğu kimlik algısına, bedenine, düzenli yaşamına, vaktine ve uykusuna artık sahip değildir. Bu sebeple belli bir oranda yaşanan üzüntü tepkisi normaldir ve beklenmelidir.
Ancak duygusal zorlanmalar ciddileşmeye başlar, doğumu takip eden 2 haftadan daha uzun sürer ya da daha geç ortaya çıkar ve 2 haftadan fazla sürerse; bu durum doğum sonrası depresyonun göstergesi olabilir.
Çoğu yeni anne, doğum sonrası hissettiği depresif durumdan söz ettiğinde ya çevresi tarafından hiç anlaşılmaz ya da bunun normal ve beklenen bir şey olduğu şeklindeki geçiştirmeyle karşılaşır. Her iki yaklaşımda yanlıştır. Maalesef ki doğum sonrası yaşanan duygusal bozukluklar, çoğu zaman aile, arkadaşlar ve sağlıkçılar tarafından fark edilmez.
Oysaki bazı istatistiklere göre doğum sonrası depresyon her 10 anneden 1’inde görülüyor.
Eğer anlam veremediğiniz ağlamalarınız melankoli şeklinde sürekli bir duygu durumu haline gelmeye başlıyor, korku ve endişeleriniz artıyor, üzüntünüz ya da paniğiniz bebeğinize ve kendinize bakma becerinizi negatif etkiliyorsa profesyonel yardım aramanın zamanı gelmiş demektir.
Özellikle doğum sonrası bozukluklar üzerinde uzmanlaşmış bir psikiyatra başvurmalısınız. Terapi, destek grupları ve antideprasan ilaçlardan biri ya da birkaçı mutlaka işe yarayacaktır.
Doğum sonrası depresyonun ilerlemiş durumlarında aşırı korku hali, 48 saatten fazla süren uykusuzluk, bebeğe zarar verme endişesi ve intihar düşüncesi gibi semptomlar görülür. Annenin bu semptomlar karşısında hissettiği gerginlik, korku ve utanç duygusu yardım aramasına engel olabilir.



Ocak 27th, 2012
Cilt Uzmanı
Katagori :
Etiketler: